;
Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

10 Nisan 2017, Pazartesi

Referandumda "evet" oyları en az yüzde kaç çıkar?

Son seçimlere baktığımızda CHP'nin yüzde 25'in ve diğer sosyalist ya da solcu geçinen partilerin de yüzde 3'ün üstüne kesinlikle çıkamadıklarını görüyoruz.

Buna bir de 2011 seçimlerinde yüzde 6,5 oy alan ve 7 Haziran seçimlerinde de emanet oylarla yüzde 13.1 oy oranına ulaşan HDP'yi eklersek önümüzdeki referandumda "evet" oylarının en az "yüzde 58" çıkacağını söyleyebiliriz. (Bu arada HDP'nin 7 Haziran'da aldığı 13.1 oy oranında CHP'lilerin pek değerli katkılarının olduğunu unutmayalım)

Evet ama niçin?

Darbeler dönemi tarihe karışıyor da ondan!

Parlamenter sistemle yönetilen bir Türkiye her zaman topun ağzında olmuştur. Zira bu sistem darbelere zemin hazırlayan bir sistemdir.

Maşallah tarihimiz başarılı darbelerle, başarısız darbe girişimleriyle ve gün yüzüne çıkmamış nice darbe planlarıyla doludur.

Ülkemiz; 60, 71, 80 ve 28 Şubat darbeleri gibi başarılı darbelere tanıklık ettiği gibi 27 Nisan e-muhtırası, 17-25 Aralık, Gezi kalkışması ve 15 Temmuz gibi başarısız darbe girişimlerine ve Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven ve Balyoz kod adlı darbe planlarına da tanıklık etmiştir.

İşte güçlü yönetim sistemi olan başkanlık sistemiyle ülkemizdeki darbeler dönemi mazide kalmış olacak! Daha ne olsun?

Koalisyonlar dönemi bitiyor da ondan!

Ne yazık ki, parlamenter sistemle Türkiye koalisyonlara mahkum bir ülke haline getirilmiştir. Ülkemizde 33 yılda tam 21 hükümet kurulmuştur. İşin ilginç yanı kurulan koalisyon hükümetlerinin hepsi de ülkemize zarar vermiştir.

Bu duruma; ülkemizi her alanda yoksullaştıran CHP-AP koalisyonunu, ülkemizin karışmasına zemin hazırlayan CHP-MSP koalisyonunu, zaman kaybına neden olan DYP-SHP koalisyonunu, 28 Şubat'a neden olan RP-DYP koalisyonunu ya da 2001 yılında ekonomiyi çökerten (ülkemizi iflas ettiren) DSP-MHP-ANAP koalisyonunu örnek verebiliriz...

İşte cumhurbaşkanlığı sistemiyle koalisyonlar dönemi sona ermiş olacak! Daha ne olsun?

Sorumsuz cumhurbaşkanı yerine sorumlu cumhurbaşkanı geliyor da ondan!

Parlamenter sistemde cumhurbaşkanı sınırsız yetkilerle donatıldığı halde sorumsuzdur. Vatana ihanet dışında yargılanması mümkün değildir.

Yeni sistemde ise cumhurbaşkanı hakkında herhangi bir suç işlediği iddiasıyla soruşturma açılabiliyor. Hatta soruşturma açılan cumhurbaşkanı erken seçime gidemiyor. Kısaca cumhurbaşkanının bütün işleri yargı denetimine açılıyor? Daha ne olsun?

Askeri yargı kalkıyor da ondan!

Böyle bir değişiklik Türkiye gibi geçmişi askeri darbelerle dolu olan bir ülkede tek kelimeyle devrimdir...

Yargıda asker sivil ayrımı ortadan kalkıyor. Böylece askeri yargı sivilleri bir daha kesinlikle yargılayamayacak. Yargıda birlik söz konusu olacak yani. Disiplin suçlarına bakan mahkemeler hariç tüm askeri mahkemeler ve Askeri Yargıtay tarihe karışacak. Daha ne olsun?

Erdoğan'ın uyarısı!

Erdoğan'ın "16 Nisan'da sadece ülkemizin yönetim şekli değişecek... Buna karşı çıkacağım derken dünyanızı da ahiretinizi de tehlikeye atmayın." cümlesiyle bizlere yaptığı uyarıyı asla unutmayalım!

AB yakın bir gelecekte dağılacak!

Her geçen gün ülkemizin ekonomisi büyürken batılı devletlerin ekonomileri küçülüyor. Nasıl mı?

İngiltere (Britanya), Almanya'nın üçüncü büyük pazarıdır. Brexit'le İngiltere AB'den ayrıldığı için haliyle Almanya bu pazarını kaybetmiş oluyor.

Keza Türkiye, Almanya'nın en önemli ihracat pazarlarından bir tanesidir. Eğer Almanya FETÖ ve PKK'ya kol kanat germeye ve ülkemize karşı takındığı saldırgan tutumuna son vermezse Almanya açısından Türkiye pazarı da yakın bir gelecekte buharlaşacak gibi görünüyor...

Dolayısıyla AB'nin kaptan köşkünde oturan ve aynı zamanda patronu olan Alman ekonomisini zor günler bekliyor...

Bunun gibi Brexit'le ve Trump'ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla küresel ölçekte ortaya çıkan ekonomik, siyasi ve askeri belirsizlikler diğer AB ülkelerinin ekonomilerini de olumsuz yönde etkiliyor ve etkilemeye de devam edecektir...

Sözün özü, gelecek günlerin ekonomik açıdan çatırdayan AB'yi dağılma sürecine sokacağını söyleyebiliriz...

İdlib

Esad, 4 Nisan Salı günü İdlib'te kimyasal silahlarla (kullanılan kimyasal silahın içeriği ister klor olsun ister sarin olsun isterse tabun olsun fark etmez) 11'i çocuk 80'e yakın sivili katletti.

Bu insanlık dışı eylemi her devletin amasız ve fakatsız biçimde lanetlemesi gerekirken Rusya ve İran bunu yapmadı.

Yedi yıldır 1 milyonu aşkın insanı öldüren Esad tüm dünyanın gözü önünde bu iğrenç katliamı gerçekleştirerek adeta cami duvarına işemiş oldu. Bir an önce hak ettiği cezayı çekmesi gerekiyor...

ABD'nin Esad güçlerine ait yerleri bombalaması önemli bir gelişme olsa da yetmez. Bunun devamı mutlaka gelmelidir. Hatta bu saldırılar Esad devrilene kadar sürmelidir.

Aksi takdirde atılan bu sert adım yalnızca Amerikan ve dünya kamu oyunun gözünü boyamaktan ibaret kalacaktır...

veya
BİZE ULAŞIN