;
Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

13 Ekim 2017, Cuma

Kalıyor suikast!

Bildiğiniz gibi Amerika 1980 yılında Amerikan politikalarına karşı çıkan siyasetçilerimizi affetmemişti. Tıpkı 1971 yılında Rusya'yla dostluk kurmaya çalışan Demirel'i ve 1960 yılında Rusya'yla flörte yeltenen Menderes'i affetmediği gibi...

(Daha açık ifadeyle, 27 Mayıs 1960 darbesinin, 12 Mart 1971 muhtırasının ve 12 Eylül 1980 darbesinin arkasında bal gibi, mis gibi Amerika vardır!)

Aynı Amerika bunu 15 Temmuz'da söktüremedi...

O zaman geriye tek seçenek kalıyor: Suikast!

Evet, suikast darbenin bir diğer biçimidir.

Rusya'da, Yevgeni Tarlo adında bir siyasi uzmanın ağzından bu da telaffuz edildi: "Erdoğan iktidar olduğu sürece Amerika'nın Ortadoğu'da "sorunları" olacak. Dolayısıyla Amerika Erdoğan'ın ortadan kaldırılması için suikast dahil elinden gelen her şeyi yapacak"...

(Nitekim 1 Mayıs 1977'de Taksim'de halkın üzerine ateş açan CIA ajanları değil miydi? Ya da Merhum Başbakanımız Nihat Erim'e suikast düzenleyenler CIA'dan başkası mıydı?)

Maşallah, Batı'da bu haltı yiyebilecek gizli servisler de, gizli servislerin bu işte istihdam edeceği taşeronlar da bol miktarda mevcuttur.

(Şimdiye kadar Erdoğan'a kol kanat geren Allah elbette bundan sonra da onu koruyacaktır!)

Kemalistler, FETÖ'cüler ve PKK'lılar da böyle bir durumda sevinçten kudurmak üzere hazırdırlar...

O yüzden çok dikkatli olmak gerekiyor!

***

Vize işlemleri

Amerika'nın Türkiye'ye yönelik vize işlemlerini askıya alması sosyalist geçinen partileri açıklama yapmak zorunda bıraktı.

Eh, bu da haklarıdır.

Ne acıdır ki, Vatan Partisi ve Türkiye İşçi Köylü Partisi dışındaki CHP, Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Devrimci İşçi Partisi, HDP gibi solcu ayağına yatan partiler vize krizinde Amerika'nın yanında yer aldılar ve Erdoğan'ı suçladılar...

Demek ki bunlar solculuk kisvesi altında emperyalizme hizmet ediyorlar, bataklığa düşmek gibi bir şey, belki daha da kötü!

Maalesef ülkemizde solcu geçinen partilerin durumu budur.

70 yıldır "ABD'ye ve NATO'ya hayır" diye avaz avaz bağırmış olan solcuların bugünkü emperyalizm uşaklığı gerçekten çok manidar. Sosyalistler bunun rezaletiyle, kepazeliğiyle yaşasınlar...

***

Amerikan hegemonyası

Açık konuşalım, Ülkemiz savaş sanayiinde 1947 yılından beri girmiş olduğu Amerikan bağımlılığından paçasını kurtarmaya çalışıyor.

Cumhurbaşkanımız laf olsun diye "ikinci bağımsızlık savaşımızı veriyoruz" dememiştir...

Bu noktada önemli olan vize krizi Erdoğan'ı "İncirlik üssüne kilit vuruyorum" hatta "işte NATO'yu da üç talakla boşuyorum" noktasına itecek midir?

Erdoğan böyle bir adım atmasın diye ABD Savunma Bakanı Mattis karizmasını çizdirmek pahasına bile olsa, "vize krizi nedeniyle yaşanan diplomatik sorunların Türkiye ile askeri ilişkileri etkilemediğini" söylemek zorunda kaldı.

Açıkçası benzer bir açıklamayı AB de yapmalıdır. Zira Erdoğan AB'ye de "yeter artık, girmiyorum" diyebilir. Çünkü görünen köy kılavuz istemez misalî o noktaya doğru gidiyoruz...

***

Hedefler ve emeller

ABD Erdoğan'ı istemiyor. Çünkü Erdoğan kendisine kafa tutuyor, meydan okuyor, posta koyuyor!


Erdoğan, IMF'yi tefeci gibi görüyor ve ona borçlanmayı şiddetle reddediyor...

Erdoğan "yerli ve milli" savaş sanayii kuruyor...

Peki Amerika'nın bizimle ilgili emelleri nelerdir?

1- Zayıf ve bağımlı Türkiye! Yani Erdoğan'la az gelişmişlik düzeyinden sıyrılan Türkiye'nin orta gelişmişlik düzeyinden asla kurtulamaması ve milli gelirini yukarılara taşıyamaması...

2- Gene birinci hedef bağlamında Türkiye'de bir iç savaş çıkarmak ve o kaostan bir Kürdistan yumurtlamak...
veya
BİZE ULAŞIN