Meryem Gayberi

Meryem Gayberi

04 Ağustos 2015, Salı

"Hem haklıyız hem tedirgin. Neden?"

Geçtiğimiz hafta Esenyurt Belediyesi Sürekli Eğitim Merkezi'nin Siyaset Akademesi konferanslar zincirine konuk olarak katıldım. Gazeteci Süleyman Özışık'ın modaretörlüğündeki konferansa katılan iki yüz üniversite öğrencisi ile güzel ve verimli bir buluşma oldu.

Öğrenciler oldukça heyecanlı ve zehir gibiydi. Mikrofonu alıp konuşan öğrencileri dinledikçe bu ülkenin geleceği hakkında umut doldum. Hepsi çok bilinçli, tüm algı operasyonlarına karşın meselelerin farkındaydı ve ağzılarından "Barış, huzur, demokrasi" sözleri çıkıyordu.

Esenyurt Belediyesi sınırları da tıpkı İstanbul'un her ilçesi gibi Türkiye'nin bütün illerinden göç almış. Ama Doğu'dan gelen vatandaşlarımızın sayısı biraz daha fazla. Doğal olarak bu demografi, aynı zamanda Kürt meselesindeki hassasiyetin de daha yukarılarda olmasına neden oluyor.

***

Öğrencilerin pek azı ceberut devletin sistematik zulmünü yaşamış, diğer öğrenciler ise daha çok ailelerinden duymuş geçmişte Kürtlerin neler yaşadığını.

Bu zulmü yaşayan "eski" öğrencilerden bir tanesi mikrofonu eline aldı. Ve konuşmaya başladı; "Sadece ama sadece Kürt olduğum için çok dayak yedim, Doğulu aksanımdan ve elimdeki poşetin renginden dolayı saatlerce polis merkezinde ifade verdim. Ama bunların hepsi geçmişte kaldı. Çünkü kim inkar ederse etsin Erdoğan liderliğindeki Yeni Türkiye'de artık daha özgür ve eşit vatandaşlarız artık."

Bu kadar; "Kim inkar ederse etsin!" O günleri yaşayanlar Kürt meselesinde gelinen noktayı görüyor ve hakkı teslim ediyor.

Tabi bunları anlatırken epey detaylı anlattı ama ben hepsini yazamayacağım. Çünkü anlatırken aynı zamanda geçmişin acılarını yaşıyordu adeta. Hem Kürt sorununu bitiren adımların atılmasının hem de çözüm sürecinin özellikle bölgeye getirdiği "huzurlu" günlerden bahsettikten sonra "Kobani" ve "Suruç" bahaneli terör artışından duyduğu hüznü anlattı.

***

Bir diğer öğrenci mikrofonu aldığında meseleye çok daha farklı bir bakış açısı getiriyordu; "Siz gazeteciler olarak Allah rızası için susmayın. Baldıran zehri içmeye razı olan bu adamı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yalnız bırakmayın. Maalesef muhafazakar medyanın karşı medya kadar sesi gür çıkmıyor. Haklı olduğumuz halde üzerimizden atamadığımız bir tedirginlik var" diye adeta haykırdı.

Burada da altı çizilmesi gereken tespit şu: "Haklı olduğumuz halde üzerimizden atamadığımız bir tedirginlik var!" Doğru söze ne denir?

Bir diğer öğrenci "Meryem Hanım ne olur Kürtlerle PKK'yı bir tutmasınlar. Biz vatanımızı seviyoruz, canımızı veririz ama son dönemlerde PKK üzerinden tüm Kürtlerin kalbi kırılıyor. Kendimizi kötü hissediyoruz. bu konularda medyadan destek bekliyoruz" diye haklı bir uyarı yaptı.

***

Şimdi bunları niye yazdım?

Bir, millet özellikle Kürtler, değişimi görüyor, yapılan düzgün işlerin hakkını veriyor, buna karşı yapılanları da iyi biliyor ve yaşananların gayet farkında.

İki, ret, inkar ve asimilasyon politikalarıyla bir halkı sindirmeye kalkan Kemalist despotluğa karşın, Baldıran Zehri içmeyi göze alan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "yalnızlaştırılmaya" çalışışıldığını düşünerek buna tepki gösteriyor.

Üç, Müslüman Kürtlerin bu milletin asli unsuru olduğunun unutulmamasını ve PKK ile özdeşleştirilmemesini istiyor.

Milletin mesajını almak için çok derin analizlere ve çok uzaklara gitmeye gerek yok. Şimdi bu tespitler üzerinden bir kez daha neler yapmamız gerektiğini düşünelim yeter bence...

veya