Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

10 Ağustos 2015, Pazartesi

Süveyş meselesinin iç yüzü

Yeni Süveyş Kanalı…
Geçen hafta Mısır'ın darbeci lideri Sisi'nin açılışını yaptığı proje…
Aslında bu proje darbeyle hapse atılan ve idama mahkum edilen ülkenin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi'ye aitti.
Mursi 2013'te yeni Süveyş Kanalı için Başbakanı Hişam Kandil'i görevlendirmişti. Amacı Süveyş'i milli bir kanal haline getirmekti.
Ama başaramadı darbeye kurban gitti. 3 Kasım 2013 darbesinin asıl nedenlerinden biri Mursi'nin hayata geçirmeye çalıştığı kanaldı, o projenin başında Mursi gibi bir liderin durması İsrail ve Batı için kabul edilemez bir durumdu.
Türkiye, Süveyş projesini destekliyordu, Mısır-Türkiye ilişkileri ise artan bir ivme kazanmıştı. İşte tam bu noktada darbe geldi, bir yıl sonra Sisi, Mursi'nin başlattığı projenin başına geçti. Neticede de geçen hafta Süveyş Kanalı'nın genişletilmiş hali Sisi tarafından faaliyete geçirildi.
Proje aynı projeydi, Yeni Süveyş Kanalı, Mursi'nin yapmak istediğinin aynısı olarak Sisi tarafından yapıldı ama sahipleri bambaşkaydı, kanal darbeyle el değiştirdi, Mısır'ın milli projesi olmaktan çıkıp, İsrail ile Batı'nın kontrolüne sunuldu.
Süveyş projesi daha tamamlanmadan İngiliz ve Alman sermayesi Mısır'a peş peşe yatırımlar başlattı.
İsrail yeni Süveyş Kanalına paralel olarak Sina Yarımadasını tamamen denetimi altına alacak olan Eilat kanalı için de düğmeye bastı böylece Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan kapının anahtarı İsrail'in eline geçti.
Mursi iktidardayken Süveyş projesi kadar önem verdiği bir konu daha vardı o da Nil sularının paylaşımı meselesiydi. Etiyopya ile Sudan'ı bu konuda ciddi şekilde uyarmış, Nil'den çalınacak bir damla suyu savaş sebebi saymıştı.
Masada Nil deltası üzerinde kurulması planlanan bir baraj projesi vardı, baraj Etiyopya'da görünse de projenin patronu İsrail'di, Mursi bu nedenle Nil suları üzerindeki bu baraj işine şiddetle karşı çıkıyordu.
Darbe sonrası tıpkı Süveyş'te olduğu gibi Nil Deltası projesinin başına da Sisi getirilmiş oldu, nitekim Sisi, Mart ayındaki Şarm El Şeyh Konferansının ardından Mursi'nin 'asla olmaz' dediği Nil sularının paylaşımı konusunda Etiyopya ile anlaşma imzaladı.
Tabi 13 Mart 2015'te Süveyş'in Batı'ya peş keş çekildiği o malum Şarm el Şeyh Konferansının açılış konuşmasında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin "İsrail'in geleceği için elimizden geleni yapacağız" sözlerinin ne anlama geldiği bu manzarayla daha net ortaya çıkmış oluyor.
Nitekim Sisi sadece Gazze'de Filistin konusunda attığı adımlarla değil, Süveyş ve Nil konularındaki hamleleriyle de İsrail'e hizmet etmeyi sürdürüyor.
Ortada Akdeniz-Kızıldeniz oradan da Güney Asya'ya açılan bir koridor var, koridorun başında Batı ve İsrail kontrolündeki Sisi duruyor, koridorun devamında yani Asya'ya açılan noktanın Afrika ayağı ise yine Sisi sayesinde İsrail'e emanet edilmiş durumda. O koridorun karşı kıyısı olan Yemen'de ise İran'ın üstünlüğü söz konusu.
Aslında Mısır'da 3 Temmuz 2013'te gerçekleştirilen darbe sadece Mısır'ı, Arapları ilgilendirmiyordu, o darbe asla ve asla sadece Arapların demokratikleşme gayretlerine atılan bir neşter değildi.
Mısır darbesinin anlamı özellikle de Batı ve İsrail için hayati önemi görünenin çok daha fazlasıydı.
İşte Türkiye bu yüzden 3 Temmuz 2013'ten beri darbenin karşısında, Mursi'nin yanında duruyor. Batı da işte bu yüzden darbeye darbe demiyor, Sisi'nin her yaptığına alkış tutuyor.

veya