Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

28 Eylül 2015, Pazartesi

7 HAZİRAN'DAN 1 KASIM'A

Ak Parti 7 Haziran'da yüzde 41 oy alıp, birinci parti oldu. Seçim zaferini oylarını düşüren CHP ile MHP ve HDP kutladı.
O zafer kutlamalarına Gülen örgütü ile Batı medyası da dahil oldu.

8 Haziran sabahı İngilizler, Almanlar, İsrailliler hepsi bir olmuş, sevinç naraları atıyordu.
Ak Parti seçimi kaybetmiş değildi, aksine birinci partiydi.

Oyları büyük bir düşüş yaşamış değildi, yüzde 41'di.

Sevinmelerine sebep olan tek şey, Ak Parti'nin tek başına iktidar olacak oyu elde edememesiydi.
Aslında Türkiye adına bu bir felaketti, 13 yıllık siyasi istikrarın rafa kaldırılmasıydı.
Siyasi istikrarın yerine siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın işaretiydi.

Tek çare koalisyondu ama Ak Parti'nin tek başına iktidar olamamasına İngilizler, İsrailliler ve Almanlarla ortaklaşa sevinebilen muhalefet partileri, koalisyon taşının altına ellerini sokmaya yanaşmadılar bile.

"Ak Parti tek başına iktidar olamasın da ne olursa olsun" sloganıyla girdikleri 7 Haziran seçiminden, aynı sloganla çıktılar.
Arkasından hiçbir şey yapmadan, siyasi istikrarsızlığın Türkiye'nin üzerine çöküşünü izlediler.
Bu arada ekonomik dengeler bozulmaya, terör yüzünü göstermeye başladı.

Oysa yere göğe sığdıramadıkları terör örgütü temsilcisi HDP yüzde 13'le meclisteydi. Ama terör azmıştı. Belli ki HDP'nin mecliste olması Kandil'in umurunda bile değildi.

Neticede seçim kararı alındı. "En iyi çare koalisyon" diyenler, bırakın koalisyonu seçim hükümetinde bile yer almaya yanaşmadı.
Bu kez "koalisyon kurulmuyorsa kurulmasın" diyerek, "Belçika'da aylarca hükümet kurulamadı da ne oldu" sloganını üretti.
Tüm bunu icra edenler muhalefet partileriydi. Bu akılları onlara verenler ise Batı medyasıydı.

Özellikle Haziran'dan itibaren sadece İngiliz gazetelerindeki Türkiye ile ilgili makaleleri bile okuyanlar fark etmişlerdir ki bu dil bir dış bir akla aitti.
Zira o gazeteler Haziran sonrası süreçte hep bunları pompaladılar, "koalisyonu kimse zorlamasın, terör artsın, Ak Parti terör saldırılarının altında kalsın, seçim kararı alınmasın, seçime gidilmesin, yoksa büyük kaos olur".

Kaosun altını ısrarla çizdiler. En son Financial Times, 1 Kasım süreci için yine "kaos olacak" vurgusu yaptı.

Yahu kimi kandırıyorsunuz? Hangi kaostan bahsediyorsunuz? Kaos dediğiniz, milleti korkutmaya çalıştığınız şey, bu ülkenin siyasi ve ekonomik istikrarıdır, Ak Parti'nin tek başına iktidar olacak olmasıdır, belki bir adım sonrasında Türkiye'de bir rejim değişikliğidir ve başkanlık sisteminin gelecek olmasıdır.

Tüm bunlar olmasın diye PKK kozunu ortaya koyup, terörü yeniden başlatan da sizsiniz.
Tüm bunlar olmasın diye PYD ve DAEŞ kozuyla Türkiye'yi Suriye üzerinden bir kez daha tehdit edip, dizayn etmeye çalışan da sizsiniz.
Hadi siz İngiliz, Alman ya da İsrail'siniz, sizin işiniz elbette böyle davranmakta.

Peki ya sizden sufle alıp, kendi ülkesine bilerek ya da bilmeden ihanet edenlere ne demeli?
Tek şey, unutmayın ki bu adamlar Türkiye düşmanı ve onlar 7 Haziran akşamı deli gibi sevindiler, şimdi 1 Kasım'da da sevinme planları yapıyorlar, o halde, onların sevindiğine siz de seviniyorsanız, bu işte bir gariplik olmalı öyle değil mi?

veya