Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

11 Ocak 2016, Pazartesi

“MOLLALAR İRAN’A” DİYENLER NASIL MOLLACI OLDU?

90'lı yıllarda çok sık duyardık bu sloganı, "mollalar İran'a".
O sloganı atan zihniyet şimdi Mollacı oldu.
Bu dönüşümün iki ihtimali var. Birincisi Erdoğan karşıtlığı.
Yani Erdoğan ne yaparsa tersini yapmak, Erdoğan'ın durduğu yerin karşısında durmak.
Bu seçenek o zihniyet için geçerli sebepleri içinde barındırıyor.
Ama çok da karın doyurucu olduğu söylenemez.
Zira söz konusu molla ilişkisinin temelinde bir de proje var.
Eskiden bu zihniyet, Türkiye'de İslam'a dair her gelişmeden rahatsız olur, bu rahatsızlıklarını da İran'a bağlarlardı.
Rahmetli Erbakan hoca döneminden bu yana bunun türlü örnekleri var.
Sonra Ak Parti iktidarıyla aynı söyleme yıllarca devam edildi.
Ta ki 2011'e kadar.
Arap Baharı denilen süreçle rüzgarlar ters esmeye başladı.
O ana kadar Türkiye bölgede Suriye ve İran'la ortak ilişkiler içerisindeydi. Bundan son derece rahatsız olan zihniyet işi, iktidarı acem uşaklığıyla suçlamaya kadar götürmüştü.
Mesela 2010'da Hakan Fidan MİT müsteşarı olunca İsrail kıyameti kopardı. Tel Aviv'den gelen işaretle harekete geçen paralel yapı, Fidan'ı "İran ajanlığıyla" itham edip, tasfiyeye çalıştı.
2011'de Suriye'de Esat rejimi katliama, İran da o katliama ortak olmaya başlayınca, maskeler düştü. Türkiye'yi acem uşaklığıyla suçlayanlar, Türkiye'nin Esat rejimine karşı tavır almasının ardından bir anda saf değiştirdi.
CHP heyeti Şam'a gidip, Esat'la görüştü. Irak'ta İran'ın kontrolündeki Şii yönetimi ziyaret etti. "Türkiye ile İran savaşsa İran'ın yanında olurum" diyen Eren Erdem, CHP milletvekili oldu.
Tüm bunların nedeni sadece Erdoğan karşıtlığıyla izah edilemez. Altında çift taraflı bir proje olma ihtimali yüksek. Çift taraflı diyorum çünkü Türkiye'deki İran karşıtlarının yüzlerini İran'a dönmelerinin, Tahran'da da bir karşılığı var.
İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerde Suriye iç savaşı kırılma noktasıydı. Ancak Türkiye karşı safta olsa da yine de İran'la ilişkiyi kırmamak için gayret gösterdi.
2013'te Ahmedinecat'ın görev süresinin dolmasıyla boşalan koltuğa Hasan Ruhani oturdu. Ruhani'nin gelişiyle İran-Batı ilişkileri ivme kazandı.
Haziran'daki seçimi kazanan Ruhani, Aralık ayında, Türkiye'deki darbe girişimi sürecinin paraleli olarak İran'da Türkiye ile ticari ilişki içerisindeki işadamlarına operasyon gerçekleştirdi.
O ana kadar "cennete giden yol İran'ın içinden geçse, ben sorarım; kenarından bir yol var mı, derim. Bu kadar antipatim var" diyen Gülen ve ekibi, 17 Aralık'tan itibaren İran'la örtülü bir ilişkiye girer oldu.
Bu durum İran'ın Türkiye'ye yönelik politikasına da direk yansıdı. Daha bir yayılmacı politika izlemeye başlayan Tahran, Suriye'deki yapılanmasının dışında Irak ve Yemen'e de sert müdahalelerde bulundu.
Bugün gelinen noktada İran'ın Türkiye'ye karşı oldukça agresif bir politika izlediği görülüyor. Türk askerinin gelen yardım talebi üzerine Irak'ta bulunmasına İranlılar karşı çıkıyor, Suriye konusunda Türkiye'ye yönelik suçlamaları daha da artıyor, Rus uçağının düşürülmesine onlar da tepki veriyor.
Suudi Arabistan'la girdikleri krizde bile Türkiye, İran'a karşı hasmane tutum göstermemeye, iki taraf arasında ortada durmaya, krizin çözümünden yana olmaya gayret gösteriyor. Ancak aynı hassasiyet İran'da zerre kadar yok.
İran'ın Türkiye'ye yönelik saldırgan çizgisi, Türkiye'deki o malum zihniyetin çizgisiyle paralellik gösteriyor.
İran'la birlikte Rusya, Suriye rejimi ve Hizbullah'tan oluşan dörtlü, açıkça Türkiye düşmanlığı yapıyor. İşte o düşmanlığa, bizim içimizdeki o zihniyetin iştiraki var.
Sebebi salt Erdoğan karşıtlığı gibi dursa da, derininde bir proje ortaklığının bulunduğu iştirak.

veya