Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

18 Ocak 2016, Pazartesi

İHANET İMZASININ İKİ SONUCU

Bir bildiri yayınladılar, devleti "katil", PKK teröristini "masum" ilan ettiler.
Yaptıkları sadece teröre destekle sınırlı değil.

Devletin PKK terörüyle mücadelesini uluslararası arenada "illegal" çerçeveye sokup, Türkiye'yi dünyada bir terör devleti olarak lanse etmeye kalktılar.

Devlet bunlara tepki gösterince de "Türkiye'de akademisyenler hükümeti eleştirdikleri için göz altına alınıyor" diye yaygara kopardılar.
Attıkları imza lokal bir "teröre destek kampanyasının" çok daha ötesinde, Türkiye'yi dünyaya şikayet ve ihbar eden uluslararası bir boyutu var.
Daha evvel Türkiye'yi DAEŞ'e, El Kaide'ye destekle suçlayanlar şimdi PKK'yla mücadelede devleti katil ilan ediyorsa, sıkıntı uluslararası demektir.
Bunların yaptığı dışarda anında yankı buluyorsa, bu da ihanet projesinin uluslararası ayağına işaret etmektedir.
İhanet imzası, özellikle de Batı'da büyük yankı buldu. Türkiye'nin sapına kadar hakkı olan terörle mücadelesine gölge düşüren bu hainliğe fena şekilde arka çıkıldı.

Oysa aynı zihniyet Mısır'da darbe terörü binlerce sivili katlettiğinde sessiz kalmıştı.
İsrail devlet terörüyle Gazze'deki bebekleri katlettiğinde olduğu gibi.
Bugün Suriye'de Esat terörü, çocukları açlıktan ölüme mahkum ederken de kimsenin gıkının çıkmadığı gibi.
İhanet imzası, teröre destek apaçık destek veriyor. Doğal olarak devlet de reaksiyon gösteriyor. Vay efendim sen misin bu hain imzacılara ses eden, yani hem teröre destek olacaksın hem de bu hukuk devletinde bu serbest olacak.
Peki gerçekten öyle mi? Madalyonu tersine çevirin, bakın buna kıyamet koparanların ülkelerinde nasıl bir manzara var.
Mesela Alman devleti, bundan 10 yıl önce, El Kaide'yle ilgili makale yazan gazeteciye operasyon yaptı. Herkes alkışladı Alman emniyetini, "terör güzellemesine sessiz kalmadı" diye. Tek eleştiren çıkmadı, "gazeteciler tutuklanıyor" diye.

Çarli Hebdo saldırısından sonra da Kasım ayındaki Paris saldırılarından sonra da Fransa ve Belçika'da Müslüman mahallelerinde olağanüstü hal uygulandı, günlerce. Terör şüphelilerinin selam verdikleri bile takibe alındı.

Avrupalı terörle mücadele yasaları çıkardı, teröre destek verdiği kanaatine varılan yayınları anında durdurmak için, kimse "basın özgürlüğü" demedi.

İsrail, Filistin'de katliam yaparken, kendi parlamentosunun milletvekilini Mavi Marmara gemisine bindi diye meclisten atmaya kalktı, Hanin Zoabi adlı kadın, devlet eliyle tehdit edildi, özlük hakları elinden alındı, seçim yasağına tabi tutuldu.

Mısır'da darbeciler katliam yaparken, 4 parmağıyla Rabia selamı verenler darağacına gönderildi, zulme karşı pasif mi pasif bir direniş yaparken hapsedildi hepsi. Mısır'daki darbe yönetimi henüz 3 gün önce Rabia selamını resmen suç ilan etti.

Mesele açık aslında. Bir taşla iki kuş, bir imzayla iki infaz. Hem teröre sahip çık, hem de buna verilen doğal tepkiyle mağdur ayağına yat.
Unutmayın ki terör, uluslararasıdır. PKK neyse DAEŞ o'dur, PYD o'dur. Bugün Diyarbakır'da terör yapanlar, Suriye'de de yapıyor. Diyarbakır'da sivil halkı yerinden edenler, Suriye'de de Arapları, Türkmenleri katledilip, sürgün ediyor.

Onlar bu imzaları boşuna toplamadılar.
Altına imza atılan bildirinin her cümlesinin bir amacı var.
Türkiye, PKK ile PYD aynıdır dedikçe, birileri hep görmezden geliyor. Sonunda amaçları bu ikisine aynı statüyü resmen kazandırmak. Diyarbakır'dan çaldıklarıyla Suriye'den çaldıklarını birleştirmek. Bunun için uğraşıp duruyorlar.
Bizim devletimiz bu uluslararası terörün karşısına dikildikçe, bununla mücadele ettikçe de, onlar daha çok ihanetlerin altına imza atacaklar.

veya