Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

18 Nisan 2016, Pazartesi

İLERLERLEME RAPORUNDAKİ “DİZAYN” MADDELERİ

Avrupa Parlamentosu, Türkiye ilerleme raporunu kabul etti. Rapor baştan aşağı skandal tanımlamalar ve ithamlarla doluydu. PYD terör örgütüyle ilgili bölüm, Türkiye ile AB arasındaki belirleyici unsurun özeti niteliğindeydi.

PKK ile PYD arasında bir fark olmadığını, ikisinin de terör örgütü olduğunu, aralarında organik bağ bulunduğunu, defalarca, delillerle, belgelerle hem Amerikalıların hem de Avrupalıların önüne koyduk.

PYD bu noktaya gelmeden önce Amerikalılar kendi aralarındaki istihbarat raporlarında PKK-PYD bağlantısını gönül rahatlığıyla ifade edebiliyorlardı.
Bugün gelinen noktadaysa bu gerçeği inkar ediyorlar.

AB de aynı yolda ilerliyor. PYD-PKK Türkiye'de terör saldırıları gerçekleştirirken, bu iki terör örgütünün bayrak ve flamalarının yer aldığı, Öcalan posterleriyle süslenmiş, terör çadırının Brüksel'in merkezinde kurulmasında hiçbir sakınca görmediler.

PKK için "tamam terör örgütü" ama PYD için "hayır onlar değil" diyorlar.
Avrupa'nın göbeğindeki PKK eylemlerini de, terör örgütü faaliyetlerinin "dernek" çatısı altında gösteriliyor olmasıyla meşru kılıfa sokmaya çalışıyorlar. Küçük bir isim değişikliğiyle gerçekleştirilen dernek faaliyetlerine "bunlar PKK değil" diyorlar.

Açıkçası gözümüzün içine baka baka bize yalan söylüyorlar.
Bunu yaparken de Türkiye ilerleme raporunda Türkiye'nin PYD terör örgütüne yönelik mücadelesini kınıyorlar, bu durumun DAEŞ'le mücadeleye zarar verdiğini söylüyorlar.

İlerleme raporundaki Ermeni iddialarıyla ilgili skandal ifadeleri, Türkiye'ye yönelik basın özgürlüğü suçlamalarını, Kıbrıs meselesini falan da eklersek, raporun kabul edilebilir bir yanı yok. Zaten AB Bakanlığı da raporu yok hükmünde sayarak aynen iade etti. Tıpkı geçen yıl olduğu gibi.

Üyelik süreciyle ilgili ilerleme raporlarının sonuçları önemli. Tabi sonunda AB'ye üyelik var.
Ancak AB, bu durumu sündürüyor.
Olmadık, kabul edilemez şartlar öne sürüyor.
Neticede ilerleme raporunun amacı standartlarla ilgili bir durum.
Türkiye AB standartları konusunda gerekenleri yaptı, bunda sorun yok, bundan sonrasında yani son ilerleme raporundaki ithamlar ise meselenin amacından sapmış olduğunun göstergesi.

AB, hazırladığı karneyle düşük not veriyor. Yanına bir de reçete hazırlıyor işte o reçetede yazılanlar, bir başka ülkenin iç işlerine karışmaktan da öte direk dizayn çabası olarak göze çarpıyor.

Onların taşeron olarak kullandığı bir terör örgütü, Türkiye'de terör saldırıları gerçekleştirirken, bize "gıkınızı çıkarmayın" deniliyor.
İlerleme raporu diye ortaya sundukları dizayn reçetesinin özeti tam da bu.

Üstelik PYD konusu sadece Türkiye'nin meselesi değil. Suriye'nin de başına dert olan bir durum.
Avrupa, Türkiye'nin Suriye'deki PYD terör örgütüyle mücadelesine son verilmesini istiyor. Bununla birlikte Türkiye, PYD'nin bir terör örgütü olduğunu ve Cenevre görüşmelerinde Suriye muhalifleriyle aynı listede yer almasının mümkün olmadığını savunmuştu. Avrupa buna da karşı çıkıyor, "PYD'yi engellemeyin istedikleri yere gitsinler" diyor.

Tamam anlıyoruz, PKK ve PYD sizler için önemli birer terör partneri. Onları kullanarak Türkiye'de ve Suriye'de taşeronluk yaptırıyorsunuz bu durumdan da menfaat sağlıyorsunuz.

Ama unutmayın ki bugün başınıza bela mülteci meselesi ve korkulu rüyanız olan mültecilerin büyük çoğunluğu Suriye'deki PYD terör örgütünün katliamlarından kaçan Suriyeli Kürtler.

Aylan bebek de Kobani'deki PYD varlığından sonra evini terkedip, Avrupa yoluna düşen bir Kürt ailesinin çocuğuydu.

Bugün PYD, Suriye'de işgal ettiği topraklarda Araplarla, Türkmenlere etnik temizlik uyguladığı gibi kendi düşüncesinde olmayan Kürtleri de sürgün ediyor. Ve Yunanistan üzerinden Avrupa'ya gitmeye çalışan Suriyeli mültecilerin büyük kısmını da PYD teröründen kaçan Kürtler oluşturuyor.

veya