Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

25 Nisan 2016, Pazartesi

Avrupa mülteci krizinden gerçekten kurtulmak istiyorsa

AB, mülteci krizini Türkiye üzerinden çözmek için adım attıkça, Avrupa ülkelerinin kafası karışıyor. Bu ihale en çok Almanya Başbakanı Merkel'in üzerine kalmış durumda.

Mart ayındaki zirve sonrası bu kafa karışıklığı daha da arttı. Avrupa'nın aşırı sağ zihniyeti, mülteci krizini çözmek için Türkiye'nin her dediğini yapıyor olmaktan rahatsızlık duyuyor.

Anlaşmayı destekleyen liderler ise Türkiye ile irtibatı koparmadan kendi ülkelerindeki çatlak sesleri bastırmaya çalışıyor. Bunun açık örneğini Almanya'da görebiliyoruz. Merkel'in o anlamda iki arada bir derede kaldığı bir durum ortaya çıkıyor.

Ülkesindeki bir televizyoncunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ağır hakaretinin bu süreçte meydana gelmesi de Merkel için ayrı bir baş ağrısı oldu.

Merkel sürekli konuşuyor, dengeyi bozmamak adına dil döküp, duruyor. Jan Böhermann adlı küfürbaz yayıncının yargılanması için verdiği onay bile sert tartışmalara neden oldu. Bir başka ülkenin devlet başkanına ağır hakareti savunmak ile buna karşı çıkmak arasında gidip gelen bir Almanya Başbakanı gördük.

Angela Merkel geçtiğimiz yıl sonuna doğru Türkiye'ye mülteci konulu iki ziyaret gerçekleştirdi. O dönem düşmekte olan oy oranını koruma altına amaçlı o ziyaretler de ülkesinde ters tepti.

Merkel için geçerli olan bu durum aslında diğer AB liderleri için de söz konusu.

Anlaşmayı hatırlayacak olursak, 6 milyar Euro'luk yardım paketi, vize muafiyeti ve yeni fasılların açılması şartları var. Bu 3 maddeden biri olan vize muafiyetinin içerisinde de geri kabul başlıklı ayrı bir anlaşma bulunuyor.

Bunların hiç birisi Türkiye adına bir kayıp değil aksine kazanım. Avrupa bunun çok iyi farkında. Neticede vize muafiyeti olmazsa anlaşma tekrar gözden geçiriliyor ve geri kabul devre dışı bırakılıyor yani ipler temelli kimsenin eline verilmiş değil, bir ucu hep Türkiye'de.

Zaten bu nedenlerden dolayı Merkel ve diğer liderlere ülkelerinden tepkiler var. Onlar da kendi içlerinde durumu "daha iyisi olamazdı" şeklinde anlatarak kurtarmaya çalışıyorlar.

Ancak daha iyisi ve daha garantilisi var. O da mülteci krizinin kökten çözümü olan Suriye krizinin sonlandırılması.

Bugün Avrupa'nın korkulu rüyası olan mülteci krizini doğuran katliam süreci 2011 Mart ayında başladı. Türkiye daha ilk andan itibaren sınırda güvenli bölge oluşturulması çağrısında bulundu.

Amerika Başkanı Obama 5 yıldır bu öneriyi hiçbir şekilde dikkate almadı. Oysa bugün Amerika'da demokratların da aralarında olduğu bir çok senatör, en azından uçuşa yasak bölge oluşturulması konusunda kamuoyu çalışması yürütüyor ve Obama'nın Suriye politikasını eleştiriyor.

Avrupa da eğer mülteci krizini yapay yolla değil somut halde çözmeyi gerçekten istiyorsa, Türkiye'nin dediğine gelmeli, Türkiye-Suriye sınırının belirli bölgeleri savaş uçaklarının bombardımanından korunmalı ve o bölgelere evlerini terk etmiş olan Suriyelilerin yerleştirilmesi için çaba sarf etmeli.

Mülteci krizinde en ağır yükü olan ülke Türkiye, uçuşa yasak bölgelerde oluşturulacak olan sığınma noktaları Türkiye'nin üzerindeki bu yükü de hafifletmiş olacak.

Ancak şu var ki, Suriye krizi global bir politika hem de şu an dünyanın en önemli siyasi malzemesi konumunda. Ve bu kriz, tam da güvenli bölge oluşturulsun denilen yerlerde yani Türkiye sınırı boyunca cereyan ediyor.

Batı dünyası, Suriye sınırı üzerinden ortaya çıkarılan sorunlarla, Türkiye'yi vurma şansını çok denedi ancak artık sınırda büyütülüp yeşertilen DAEŞ ve PYD gibi terör örgütleri vasıtasıyla Türkiye'yi dizayn etme politikasından vazgeçmeli.

Türkiye 5 yıldır bununla mücadele ediyor ve etmesini de öğrendi, Suriye krizinin yarın öbür gün başına açabileceği muhtemel problemleri de bugünden kestirip, ona göre hamle planı hazırlayabiliyor.

Bundan sonrasını ise Batı düşünmeli, biz kendi başımızın çaresine bakabiliyoruz ama biz olmadan sizin baş ağrılarınızın dinmesi o kadar kolay değil.

veya