Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

16 Mayıs 2016, Pazartesi

ALIN SİZE DEMOKRASİ

Meclise yasa tasarısı getirildi.
Hükümette çatlak oldu, iktidar milletvekillerinden "evet" oyu vermeyenler oldu.
Yeterli çoğunluğu sağlayamayan hükümet, yasayı zorla geçirme kararı aldı.
Başbakan, tasarıyı reddeden kendi partisinin milletvekillerini tehdit etti, "bedelini ödeyeceksiniz" dedi.
On binlerce kişi sokaklara döküldü.
Polisin müdahalesi çok sertti, hükümet karşıtı gösterilere göz açtırılmadı.
Polis kadın-erkek demedi, önüne gelene tekme attı, gaz sıktı.
Sivil polisler, göstericilerin arasına sızıp, karambolde sıkıştırdığı iktidar karşıtlarına dayak attı.
Gazeteciler bile dövüldü.
Onlarca kişi tutuklandı.
İçişleri Bakanı açıklama yaptı, "binden fazla kişiyi göz altına aldık, 200 kadarını mahkemeye sevk ettik" dedi.

Bu yaşananların adresi neresi bilen var mı?
Özgürlükler ülkesi Fransa.

Cumhurbaşkanı Hollande'ın getirdiği çalışma reformu yasası, ortalığı epey bir karıştırdı.
Çünkü yasanın içeriği işçiyi değil işvereni koruma altına alıyordu.
Mesai saatleri artıyor, işten çıkarılmalar kolaylaştırılıyordu.

Hollande'ın patronları kollayan yasa tasarısı, mecliste tepkiye neden oldu. Hatta iktidar partisinin milletvekilleri bile isyan etti.

Yeterli çoğunluk sağlanamayacaktı, gidişat onu gösteriyordu.
Başbakan Manuel Valls, 49/3 sayılı kanun hükmünde kararnameyle yasayı, meclisin oyuna sunmadan, zorla geçirme kararı aldı.

Kendi partisinin milletvekillerinin isyanı daha da arttı. Muhalefet partileriyle aynı safta buluşan sosyalist iktidarın bazı vekilleri, hükümete gensoru için imza verdi.

Başbakan buna köpürdü, nasıl olurdu da kendi partisinin milletvekilleri, kendine karşı gensoru için imza atabilirdi?
İmzacı vekilleri şu sözlerle tehdit etti, "herkes attığı adıma dikkat etsin. Girişim başarısız bile olsa imzacılar sonuçlarına katlanır" dedi.

Ülke tam 2 aydır çatışmalara sahne oluyor. Son olarak 50 bin Fransız sokağa dökülüp, hükümeti protesto etti, karşılarında ise çok ama çok sert bir polis ordusu vardı.

Daha geçen hafta 2015 Kasım'da çıkarılan olağanüstü hal uzatılmıştı. Onun öncesinde Çarli Hebdo ve Kasım ayındaki Paris saldırıları nedeniyle çıkarılan yasalarla polisin yetkileri iyice arttırılmıştı.

Polis, hükümet karşıtı göstericilere göz açtırmadı, vurdu, gaz sıktı, tekme attı, dövdü, tutukladı.
Tutuklananlardan 200 kadarı hakkında dava açıldı.

İşin garip tarafı Avrupa'nın göbeği Fransa'da yaşanan bu gelişmeler, CNN'in, BBC'nin pek de ilgisini çekmedi. Paris'ten saatler süren canlı yayınlar falan yapılmadı, yüzüne biber gazı sıkılan kadınlar, polis tekmesiyle yere serilen genç kızların fotoğrafları, gazete manşetlerine alınmadı.

Hiçbir uluslararası yayın organı, "Fransa'da hükümet mecliste kabul görmeyen yasa tasarısını, oylatmadan zorla geçiriyor" diye haber yapmadı.

Hiçbir gazete, "Fransa'nın Başbakanı, çıkardığı yasaya itiraz eden milletvekillerini bedel ödetmekle tehdit etti" diye haber yapmadı.

Batı medyasının tavrı "kol kırılır yen içinde kalır" oldu, yoksa meseleyi olup biten çıplaklığıyla verseler bile Fransa'da hükümeti perişan etmeye yeterdi.
Şişirmediler, aksine olağan gördüler.

Oysa algı operasyonu falan yapmaya kalksalar, eldeki malzemelerle, ortalığı ayağa kaldırabilirdiler ama yapmadılar.

İşte bu ders olsun, Batı medyasının verdiğine inanmayın önce kendi milli kaynaklarınıza itibar edin. O Batı medyası işine geldiği gibi hareket eder, bunu unutmayın, her zaman için kendi diktatörlüklerini "demokrat", bizim demokrasimizi de "otorite" ilan ederler, bu nedenle dediklerine inanmayın.

veya