Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

06 Haziran 2016, Pazartesi

ANKARA’NIN SERT MESAJI VE ALMANYA MESELESİ

Öylesine yoğun bir dış gündemin olduğu hafta geçirdik ki, bir gözümüz Almanya'da diğeri Suriye'deydi. Peki geride bıraktığımız hafta yaşanan gelişmeleri nasıl okumamız gerekiyor?

Önce Suriye ile başlayalım. ABD öncülüğünde Rakka'daki DAEŞ terör örgütüne yönelik bir operasyon yapılıyor. Operasyon hafta içinde Münbiç'e kaydı. Türkiye için de çok stratejik bir nokta orası.

Kara harekatına katılan güçlerin çoğunluğu PYD teröristleri. Yüzde 10 diliminde bir grup da Araplar ve Türkmenlerden oluşuyor. Amerika genel olarak bu koalisyonu, Suriye Demokratik Güçleri olarak tanımlıyor.

Ankara'nın PYD liderliğinde, Türkiye'nin kırmızı çizgi olarak belirlediği Azez-Cerablus hattının hemen güneyindeki noktalara yönelik operasyona tepkisi sert oldu.

Efes tatbikatını da katacak olursak genel olarak Washington'a "ya PYD ya biz" mesajı artık çok daha somut bir şekilde iletildi. Ve bunun yanı sıra bir mesajın daha altı kuvvetli şekilde çizildi, o da şuydu, "gerekirse kendi işimizi kendimiz görürüz".

Amerikan askerlerinin YPG armasıyla Rakka'da savaşıyor olmasının ardından yükselen sert tepkiye, Amerika kayıtsız kalamadı.

Rakka operasyonu hafta ortalarında Münbiç'te yoğunlaşırken, Türkiye için çok stratejik olan o bölgedeki harekata katılanların PYD'liler değil Suriyeli muhalifler olduğu açıklandı. ABD'nin bu resmi açıklamasına Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan da teyit geldi.

Türkiye'nin Suriye politikasında alternatiflerinin olduğu çok açık. Rakka operasyonunda bunu net bir şekilde görebiliyoruz. Evet ABD-PYD ittifakı, Türkiye sınırını hoyratça tehdit edebiliyor ama bu tehdidin karşısında teslim olan bir Türkiye yok. Aksine geri adım attırma potansiyeli olan bir güç var.

ALMANYA'NIN ERMENİ İDDİALARI
Almanya Parlamentosundaki Ermeni iddialarının kabulüyle ilgili konuşulacak çok şey var. Ama biz biraz da işin neticesine bakalım. Ermeni kararıyla birlikte ortaya nasıl bir manzara çıkmış, bunun fotoğrafını çekelim.

Almanya Başbakanı Merkel'in, son dönemde Türkiye'ye çok yakın olduğunu biliyoruz. Bu durum Almanya'da Merkel'e yönelik tepkileri arttırdı. Mülteci krizinde Türkiye'nin şartlarına boyun eğilmesi, Merkel'i zor durumda bıraktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a televizyon yayınında hakaret eden küfürbaz için yargı yolunun açılması da bizzat Merkel'in onayıyla gerçekleşti.

Merkel'in mecburiyetleri onu Türkiye'ye yaklaştırdı. Sonuçta yenilen gollere karşı atak geliştirmek zorunda kalan bir Almanya gördük, bunu da Ermeni tasarısıyla yaptılar.

Birileri Almanya ile Türkiye'nin arasını nasıl bozarız diye plan yapsa, Ermeni meselesini gündeme getirmekten daha iyisini akıl edemezdi.

Türkiye'yi hukuki yönden bağlamayan bir durum aslında. Ancak Almanya'daki Türkleri zor duruma bırakabilir. Hele ki Almanya'da giderek yükselen ırkçı zihniyeti ve İslamiyet'i düşman olarak benimseyen AFD Partisinin ülkenin en büyük üçüncü parti olmasını da hesaba katarsak, bu ihtimal pek de sürpriz sayılmaz.

Ermeni iddialarına evet diyen Türk asıllı milletvekilleri de gündemdeydi. Cem Özdemir'i ayırıyorum, onun operasyonel bir misyonu olabilir.

Ama mecliste, Ermeni iddialarını kabul eden diğer Türk asıllı vekillerin tamamı mı Cem Özdemir zihniyetinde?
Bence değil.
Bunu da şöyle okuyoruz, bazılarını tanıdığım için söylüyorum, Türk asıllı parlamenterlerin bir kısmı için Avrupa'da düşünce özgürlüğü diye bir durum söz konusu değil.
Yan yanayken konuştuğumuz konuları medya önünde gündeme getirmekten çekinen Türk asıllı vekiller tanıyorum, bu durum bir çeşit mahalle baskısı onlar üzerinde.
Düşündüklerini meclis kürsüsünde ya da kamera önünde konuşmaya cesaret edemeyenler var maalesef.
Onlara hak verebilirsiniz ya da vermezsiniz.
Orası ayrı ama ortada şöyle bir gerçek var.
Hani Avrupa her düşünceye özgürlük tanır ya, aslında bu kocaman bir yalan.

veya