Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

13 Haziran 2016, Pazartesi

AMERİKA ZİYARETİ

Bir ülkeyi ziyaret bu kadar manipüle edilir, hem de her seferinde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mart ayının sonunda bir Amerika ziyareti gerçekleştirdi. Daha giderken Obama'yı sordular.
Geçen hafta da cenaze için Amerika'ya gitti, giderken yine "Obama ile görüşecek misiniz" diye sordular.

Mart'taki ziyaretle başlayalım.
Resmi bir ziyaretti, bir zirve vardı, Cumhurbaşkanı ona katıldı. Bir de diyanet merkezinin açılışını yaptı.
Bununla birlikte ABD Başkanı Obama ile Başkan Yardımcısı Joe Biden ile ve Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüştü.

Bugün Ali'nin cenazesiyle ilgili atıp tutanlar, o gün "Obama, Erdoğan'ı kabul etmeyecek, olsa olsa ayak üstü selamlaşır" diyorlardı. Oysa Obama, Erdoğan'ı Beyaz Saray'da ağırladı.

Bugün Ali'nin cenazesinden nemalanmaya çalışanlar o gün, yapmadıkları rezilliği bırakmadılar. Ne umdularsa, ne söyledilerse hepsinin de tersi çıktı.
Erdoğan o ziyarette Brookings Enstitüsünde de konuştu, CNN'de Amanpour'a ağzının payını da verdi.

Bu arada bunların hiçbiri olmayabilirdi de. Yani sadece zirveye katılır, Diyanet merkezini açıp, gelebilirdi. Obama meselesi de diğer uluslararası görüşmeler de ziyaretin ekstralarıydı.

Aradan 3 ay geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha Amerika'ya gitti.
Bu kez resmi değildi ziyaret, bir cenazeye katılacaktı.
Muhammed Ali'nin cenazesine.
Onu da manipüle ettiler.
Ölüyü de işin içine kattılar, cenazeyi de.

Cenaze iki günmüş de neden Erdoğan bir günde dönmüş? Diye sordular.
Halbuki sormaları gereken şuydu, "iki gün cenaze mi olurmuş?"

Cenazede konuşma yapacakmış da neden konuşmacı listesinden çıkarılmış? Bunu kurcaladılar.

Kendi kendilerine bir hayal dünyası kuranlar, Erdoğan'ı, Ali'nin cenazesinde yalnız adam ilan edip, ezik bir profile sokmaya çalıştılar. Yok kimse ona selam vermemiş, kimse dikkate almamış.

Kendi söyledikleri yalanlara inananlar, hayatlarında bir gün bile Muhammed Ali'yle ilgili tek kelime etmemiş, tek satır yazmamış olanlar, Müslümanlardan hele ki siyahilerinden nefret edenler, Ali'ye, ailesine methiyeler düzmeye başladı.

"Helal olsun Ali'nin ailesine" diyen de çıktı, "sen Ali'yi ne zannettin" diyen de.
Akılları sıra şuna getirmeye çalıştılar, "Erdoğan cenazeye şov yapmaya gitti, yaptırmadılar, sinirlendi geri döndü".

Hayatları boyunca Muhammet Ali gibilerinden tiksinenlerin, bir anda Ali hayranı olması, ne garip değil mi?
Tabi bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan faktörü var.

Yoksa bu zihniyet, "iki gün cenaze mi olur, bu ne biçim Müslümanlık, adamın cenazesini ranta çevirdiler, parayla cenazeye bilet sattılar, Yahudi hahamları konuşturdular, Müslümanlara söz vermediler" deyip, Ali'nin ailesine hatta bizzat kendisine saldıracaktı.

Ama Erdoğan, Ali'nin ailesinin ya da organizatörlerin skandal diyebileceğimiz şekilde bir cenazeyi şova ve ranta dönüştürme çabaları karşısında, oradaki şov ortamına alet olmadan, son görevini yapıp döndüğü için aslında bir cenaze evinde gerektiğinden daha fazla kalmadığı için, bu kirli zihniyetin saldırısına uğradı.

Yahu insaf.
Cumhurbaşkanı daha Amerika'ya giderken, havalimanında sorulan ilk soru, "Amerika'ya gidiyorsunuz, Obama'yla görüşecek misiniz" oldu.
Bu soruyu soran da Doğan Medyasının muhabiriydi.

Neticede Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir cenazeye gitti, katıldı ve döndü.
Obama da nereden çıktı?
Kaldı ki Obama, cenazeye bile gitmedi.

Aslında o soru, "Obama ile görüşecek misiniz" sorusu, bu zihniyetin tüm şifresini ortaya döküyor.
Yoksa Muhammet Ali falan işin hikayesi.
Bütün dert, Erdoğan.
Erdoğan'ın ayağı bir tökezlesin yeter.
Ha Beyaz Saray'da ha cenazede fark etmez.

veya