Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

11 Temmuz 2016, Pazartesi

NATO ZİRVESİ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Rusya, ABD ile G20 Zirvesinde yapılan DAEŞ çerçeveli uzlaşmadan 2 gün sonra, 30 Eylül 2015'te Suriye'yi bombalamaya başladı.
ABD ile Rusya arasında Suriye odaklı mini bir ittifak kurulmuştu, diyebiliyorduk.
Bombardımanın daha ikinci gününde Rus savaş uçakları, sınırımızı ihlal etti. Uyarı yapıldı, bir ihlal daha geldi.

NATO'dan açıklama yapıldı, Türkiye'nin gereken karşılığı verebileceği söylendi, Rusların ihlal ettiği sınırın NATO sınırı olduğu vurgulandı.
Benzer açıklamayı ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de yaptı, "Türkiye'ye uçağı vurun, arkanızdayız" denildi.

24 Kasım'da Ruslar, sınırımızı bir kez daha ihlal etti, uyarı yapıldı, ihlal sürünce, Rus jeti vuruldu.
Ankara ile Moskova arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladı.

Yaklaşık 6 ay sürdü. Diplomatik kanallar açıktı, yani Rusya ile Türkiye'nin arasında, İsrail'le olduğu gibi yüzde yüz bir kontak kapatma durumu gerçekleşmedi.
Ancak buna rağmen Ruslar, Türk mallarını boykot kararı aldı, turizm ambargosu koydu, Suriye'de Türkiye'ye inat PYD terör örgütüne destek vermeye kalktı.

O 6 aylık süreçte tüm algılar Ruslarla Türkiye arasındaki ilişkiye çevrilmişken, Batı başka hesapların peşindeydi.
NATO'nun ilk bahardan itibaren Rusya'ya yönelik izolasyon faaliyetleri kendini iyice hissettirmeye başladı, ittifakın doğu bloğunda Rusya'ya meydan okuyan tatbikatların ardı arkası kesilmedi.

Türkiye ile bozulan ilişkiler zaten ağır ekonomik krizdeki Rusya'ya daha kabarık bir fatura olarak kısa sürede geri döndü.
İşin NATO ayağında da Rusya için can sıkıcı gelişmeler yaşanıyordu, Batı, 2014'teki Kırım işgali sonrası Rusya'ya en sert uyarıları yapmaya başlamıştı.
Moskova'nın Washington'la girdiği Suriye eksenli ittifakı da uzun ömürlü olmadı.

Zaten Mayıs'tan itibaren Putin, Türkiye'ye sıcak mesajlar ileterek "gelin bu işi çözelim" demeye başladı.
Köşeye sıkıştırılacağını anlayan Rusya'nın Türkiye ile ilişkileri normalleştirmekten başka güçlü bir seçeneği yoktu.
Nitekim geçtiğimiz hafta sonu Varşova'daki NATO Zirvesi de bunun bir belgesi niteliğindeydi.
Zirvede NATO'nun Rusya'ya karşı aldığı kararlar, özellikle de doğu bloğuna binlerce asker konuşlandırma hamlesi, Moskova'nın kendisine karşı oluşturulan denklemde NATO üyesi Türkiye ile birlikte bir denge kurma zorunluluğunun ne kadar yerinde bir karar olduğunu gösterdi.

O nedenle, Türkiye'ye 2 ay boyunca çağrı yapan Putin, arandığı ilk anda telefona çıkarak, yapılan yanlış hesabın dönüşünü sağladı.

Türkiye ise Rusya'yla ilişkilerin normalleşmesiyle durduğu pozisyonu tekrar kuvvetlendirdi. NATO üyesi olarak Rusya ile bölgesel müttefiklik konusundaki stratejik konuma sahip olan Türkiye, bu süreçte Suriye'de Rusya'ya bugüne kadar atılmaya cesaret edilmeyen adımları attırmaya zorlayabilir.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin normale dönmesinin ardından ilk konuşulan da Suriye olmuştu zaten. Ancak bunu farklı yorumlayanlar, Türkiye'nin Esat konusunda geri adım atacağı tezini savunanlar yanılıyor. Türkiye'nin Suriye duruşu değişmez, Rusya'nın ise Esat duruşu değişebilir.

veya