Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

21 Kasım 2016, Pazartesi

Parlamenter sisteme "Hayır" diyemeyenler

Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı, ismi açıkçası çok da önemli değil.
Önemli olan illa parlamenter sistemin ortadan kaldırılması da değil.
Asıl mesele parlamenter sistemin dayattığı çözümsüzlük ve çoğu zaman oluşturduğu kriz ortamlarının tasfiye edilmesi.

Mevcut sistem krize endeksli bir rejim.
Türk halkı yıllardır koalisyonlara, koalisyonlar nedeniyle istikrarsızlığa mahkum edildi.

Halk bunun çözümünü bazı dönemlerde tek başına iktidar seçme yoluyla kendi başına buldu. Ama orada da karşımıza hep darbeler veya darbe girişimleri çıktı.
Parlamenter sistem, darbelere çözüm bulmadığı gibi olanak sağlamış oldu.

Muhalefet bu değişiklik önerisine tepkili.
Statükonun devamını savunuyorlar.
Oysa daha demokratik daha şeffaf bir öneri var önlerinde.

Sistem ne olursa olsun sonuçta değişmeyen tek gerçek var o da sandık.
Sandıktan hiçbir zaman galip çıkmamış olanların sandıktan hep galip gelenlerin "gelin bu sistemi değiştirelim" çağrısına neden yüksek sesle "hayır olmaz" demelerinin mutlaka sorgulanması lazım.

Bu sorguya "başkanlık gelirse, tek adamlık başlar, diktatörlük başlar" gibi içi boş, yüzeysel olmaktan öteye geçmeyen yanıtlarla karşılık vermelerinin hükümsüz olduğunu da bilmeleri lazım.

Kimse unutmasın ki yıllardır "bu sistemdeki çarpıklıkları, hataları modifiye edelim" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1994'ten bu yana girdiği bütün seçimlerde sandıktan birinci sırada çıkmış bir liderdir.

Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı şeklinde parlamenter sistemin yoz yapısını değiştirip, yüzde yüz halk iradesine dayalı bir yöntemle demokrasinin de sistemin de önünü açmayı hedefleyen Erdoğan, bu söylemini yıllardır tekrarlıyor.
Bunu ilk söylediği dönemde de sandığın galibiydi şimdi de.

Durum böyleyken olası bir sistem değişiminin ilk savunucularının, sandıktan hiç galip çıkamamışların olması gerekmez mi, böylesi daha mantıklı olmaz mıydı?

Ancak içerisinde bulunduğumuz parlamenter sistem ne kadar mantıksızlık üretiyorsa, bunu hiçbir dişe dokunur gerekçe gösteremeden savunanlar da o kadar mantıksız hareket ediyor.

Yazının en başında sisteminin adının önemli olmadığını hatta meselenin ille de parlamenter sistemi imha etmek olmadığını belirtmiştim.
Asıl sorun parlamenter sistemin dayattığı çözümsüzlükler ve bunların tasfiye edilmesi. Bu şekilde sistemin şeffaf hale getirilmesi gerekiyor.

O nedenle başka ülkeleri örnek verenlere bazı hatırlatmalarda bulunmakta fayda var.
Mesela İngiltere'yi örnek gösteriyorlar, parlamenter sistem orada da geçerli diye.
Evet İngilizler parlamenter sistemle yönetiliyorlar, en tepedeki Kraliçe gerçeğini bir kenara bırakacak olursak, İngiliz parlamenter sistemiyle, bize dayatılan sistem arasında nasıl bir fark olduğunu herkes görecek.

Çünkü İngiltere'deki parlamenter rejimde seçimler, dar bölge seçim sistemiyle gerçekleştiriliyor. Parlamenter rejimin bizde ön koşulu olan koalisyon gibi bir problem aynı rejimin farklı uygulamasını yapan İngilizler için çok daha kolay biçimde aşılabiliyor.

Bunun en iyi örneğini 2015 Mayıs ayındaki son genel seçimde gördük. Muhafazakar parti bir önceki seçime oranla oy kaybı yaşasa da dar bölge sisteminin avantajıyla çoğunluğu elde edip, tek başına iktidar olabildi.
Ülke genelinde oyların yüzde 37'sini alıp, parlamentoda yüzde 51 çoğunluğa ulaşabildiler.
İstikrara yönelik bu formüller içeren sistem maalesef bize dayatılan rejimin içerisinde yok.

Bunun dışında Fransa yarı başkanlıkla, Almanya federal sistemle bu meseleyi yıllar önce aştı.
İtalya bile geçen yıl koalisyonun önünü tıkayan tek başına iktidarı kolaylaştıran bir sistem değişikliğine gitti.
Tüm bunları hesaba katmadan, adı ne olursa olsun statükonun değişimini öngören bir seçeneğe "hayır asla olmaz" denilmemeli.

veya