Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

30 Ekim 2017, Pazartesi

“Hani casustu bunlar” diyenlere

Büyükada davasında tahliye çıkınca birileri çok sevindi.
"Hani bunlar casustu, casussalar niye serbest bırakıldılar" diye de ahkam kesenler oldu.

Aslında meseleye biraz daha geniş açıdan bakınca, Büyükada'da neler döndüğü daha net ortaya çıkıyor.

STK görünümü adı altında gizli bir toplantı yaparken basılıyorlar, yakalanıp tutuklanıyorlar.
Haklarındaki suçlama casusluk.

İçlerinde Alman var.
Almanya ayağa kalkıyor.
Öyle derin bir mevzu haline geliyor ki Almanya için seçime giderken seçimi bırakıp, Türkiye'de yakalanan vatandaşlarının peşine düşüyorlar.

İşin içinde bir de Schroder iddiası var.
Bu da algı operasyonunun önemli bir parçası.
Sıradan birileri, sıradan bir iddiayla hapsedilmiş olsa inanın eski Başbakanlarını Türkiye'ye kadar göndermek zorunda kalmazlardı.
Almanların iddiasına göre Merkel'den önceki Başbakan Schroder kalkıp, gelmiş.
Sonrasında bunlardan bazılarının tutukluluk halleri kaldırılıyor.
Haklarındaki suçlamalar sabit, hatta dördüne yurt dışına çıkış yasağı da getiriliyor. Yani tutuksuz yargılanmaları devam ediyor.

Alman medyası, "Schroder Erdoğan'a rica etti, bırakıldılar" diye haberi sızdırıyor. Maksatları "Türkiye'de hukuk yok, Cumhurbaşkanı yargıya müdahale etti" algısını yürütmek.

Bu yeme gelenler, seviniyor. Hem casuslar bırakıldı diye seviniyorlar, hem "hani bunlar casustu, casussalar neden bırakıldılar" diye akılları sıra kafa buluyorlar hem de "Türkiye'de bağımsız yargı yokmuş, alın size ispatı" diye Alman ağzıyla konuşuyorlar.

Şimdi tek tek cevap verelim.
Bunlar casustur.
Beraat etmemişlerdir, tahliye beraat değildir.
Tutuksuz olarak yargılanmaları devam etmektedir.

Hadi diyelim ki, sadece tahliye edilmeleri bile büyük önem taşımaktadır.
Mesele devlet meselesidir, iki ülke arasındaki bir casus krizidir.
Bu nedenle ulusal güvenlik bu konunun ana çizgisidir.

Casuslar, casuslarla takas edilir.
Ya da başka formüllerle salıverilir.
Yani senin casusuna karşı benim casusum gibi metotlar işler.

Almanların casusu yakalanmıştır.
Yani artık casusluk yapma özelliği kalmamıştır, deşifre olmuştur.
Kaldı ki bu casus sorgusunda ötmüş de olabilir. O da cabası.

"Schroder geldi, bunlar serbest bırakıldı o zaman Türkiye'de yargı bağımsız değilmiş, falan" diye atıp tutanlar.
Hadi diyelim ki Schroder iddiası doğru olsun.
Casusluk meseleleri işte tam da böyle müzakere edilir.

Hatırlayın Temmuz 2010'da Rus Anna Chapman ve arkadaşlarını. Toplam 10 Rus casusu ABD'de yakalanmıştı. Müzakere edildi, bir şeyler alınıp, verildi, Obama Anna Chapman'ı hapisten çıkartıp, sınır dışı ettirdi.

Yani ABD ile Rusya bunu yaptı. Anna Chapman'ın da aralarında olduğu 10 Rus casus, eski bir fabrikada mafya tarafından rehin alınmamıştı, ABD'de hapishanede yatıyordu. Rusya, Obama'ya bir teklif yaptı, Obama "he" deyince de cezaevi kapısı açıldı, Ruslar ülkelerine döndü.

Kaldı ki şu da var.
Almanya'nın yargısı bizimki kadar bağımsız değil.
Orada terörle mücadele yasasında Federal İçişleri Bakanı ve Eyalet İçişleri Bakanı'nın söz hakkı var, yani mesele PKK-FETÖ-DAİŞ-El Kaide gibi yabancı terör örgütleri olduğunda, bunlar hakkındaki mahkeme kararına siyasiler "istişare" adı altında müdahale edebiliyor.
Bakınız, Almanya'da son yıllardaki PKK teröristlerinin davalarına, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

BARZANİ'YE ALKIŞ TUTANLARA
Irak'ın kuzeyinde yasa dışı referandum olurken düne kadar hakaret ettikleri Barzani'yi alkışladılar.
Kerkük operasyonu yapılınca da "Barzani gitti, İran geldi, sanki daha mı iyi oldu" diye ahkam kestiler.

Türkiye-İran ilişkileri 2010'da zirvedeyken bunlar en büyük İran düşmanıydı.
Sonra Suriye iç savaşı çıktı, üstüne Ruhani geldi, Türkiye-İran bazı konularda ihtilafa düşünce, bunlar bir anda acem uşağı kesildi.

İran meselesine o kadar FETÖ'cü bir derinlikle girdiler ki Halkbank mevzuunda da Obama-İran safında yer aldılar.
Şimdi Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta İran'la bir takım işbirlikleri söz konusu diye 180 derece dönüp Barzani takıntısıyla "Irak, İran'a kaldı, eyvah" diyorlar.

Irak, 2003'teki ABD işgaliyle İran'ın kontrolüne girmişti zaten.
Son Kerkük operasyonu da Barzani'nin elinden alınan topraklar falan değildir.
Zaten Irak'a bağlı olan bir yerdir.
Irak askeri 2014 Haziran'ın da Musul'dan çekildiği gibi Kerkük'ten de çekilince Kerkük, peşmergeye kalmıştı.
Ve Kerkük'te Barzani'den çok Talabani'nin hükmü vardı, dolayısıyla İran zaten 2014-2017 arası da Kerkük'te etkindi.

Dün Irak, Başika konusunda Türkiye'ye posta koymaya kalkınca Türkiye cevabını vermişti.
Barzani'yle düne kadar da aramız iyiydi.
Ama bugün Barzani yanlış yaptı, İbadi bizim istikametimizde.
Türkiye devleti ne İrancıdır ne Irakcı ne de Barzanici.
Türkiye bir devlettir, hele ki sınırımızda, hele ki ulusal güvenlik konularında, duygusal davranmamayı politika haline getirmiştir.
Ama bir İrancı bir tam tersi takılıp, kendilerine gazeteci diyenler var ya, eğer gazeteciyseniz sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığından, 'o nerede duruyorsa karşısına geçeyim' ilkesiyle hareket ediyorsanız, baltayı daha çok taşa vurup, Barzani gibi açıkta kalırsınız.

veya
BİZE ULAŞIN